NEBİ İSA GERİ DÖNECEK Mİ? – Özet
Nebi İsa’nın kıyametten önce yeniden dünyaya döneceği inancı yaygın olsa da, bu inancın Kur’an’daki dayanağını ayetlerin bütünü içinde değerlendirmek gerekir. Bunun için öncelikle vahyin söylediği ile ayetlere yüklenen yorumları birbirinden ayırmak gerekir.
Nisâ 157. ayet, Nebi İsa’nın öldürülmediğini ve asılmadığını açıkça bildirir. Fakat “öldürülmedi” ifadesi, “hiç ölmedi” anlamına gelmez. Hemen ardından gelen “Allah onu kendisine yükseltti” ifadesi de onun mutlaka bedeniyle göğe çıkarıldığı şeklinde anlaşılmak zorunda değildir. Âl-i İmrân 55. ayette geçen “seni vefat ettireceğim ve seni kendime yükselteceğim” ifadesi ile Mâide 117. ayetteki “beni vefat ettirdiğinde” sözü birlikte düşünüldüğünde, Nebi İsa’nın dünya hayatının sona ermesi konusunda farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Zümer 42. ayet, vefat kavramının hem uyku hem ölüm bağlamında kullanıldığını gösterirken, Mü’minûn 99-100. ayetler ölümden sonra insanın dünyaya dönme isteğinin kabul edilmediğini ve yeniden dirilişe kadar bir berzah bulunduğunu bildirir. Nebi İsa’nın bu genel düzenin dışında tutulacağını ve kıyametten önce yeniden dünyaya gönderileceğini açıkça bildiren bir ayet bulunmamaktadır.
Şehitler hakkındaki ayetler de bu noktada önemlidir. Bakara 154 ve Âl-i İmrân 169. ayetlerde Allah yolunda öldürülenlerin Rabb’lerinin katında diri ve rızıklandırılmış oldukları bildirilir. Buradaki “diri” ifadesi dünya hayatının devam ettiğini değil, Allah katındaki farklı bir hayatı anlatır. Dolayısıyla “Allah katında diri olmak” ile “dünyada yaşamaya devam etmek” aynı şey değildir.
Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Nebi İsa’nın öldürülmediğini bildiren ayetlerden onun bugün bedeniyle gökte yaşadığı ve kıyametten önce yeniden yeryüzüne geleceği sonucunu kesin bir Kur’an hükmü olarak çıkarmak mümkün değildir. Bu inanç başka kaynaklara veya ayetlerin belirli yorumlarına dayanabilir; ancak Kur’an’ın açıkça bildirdiği bir hüküm olarak sunulması ayrı bir iddiadır.
Sonuçta mesele Nebi İsa’nın değerini veya Allah katındaki konumunu tartışmak değil, onun hakkında Allah’ın ne söylediğini doğru belirlemektir. Bir inanç ne kadar eski ve yaygın olursa olsun, ölçüsü insanların tekrarı değil vahiydir. Kur’an’ın söylediğini kabul etmek, söylemediği bir ayrıntıyı ise Allah’ın hükmü hâline getirmemek gerekir.
Çünkü iman, bilinmeyeni rivayetlerle tamamlamak değil, bilinenin sınırına sadık kalmaktır. Vahyin önünde teslimiyet; ayetin söylediği yerde durmak, söylemediği yerde ise kesinlik iddiasından kaçınmaktır.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah’ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com