12 Aralık 2025

Allah’a Verilen Önem ve Hadislerin Değeri

ile aydinorhon

Farkında mısın, günümüzde insanların çoğu Allah’a yönelmek yerine, insanlara yöneliyor. Şeyhler, gavslar, kutuplar… Sanki onlar olmadan Allah’a ulaşamayacakmışız gibi bir inanç yerleşmiş durumda. Oysa İslam’ın temeli “yalnızca Allah’a kulluk etmektir. Her türlü övgü, hamd ve yücelik sadece O’na aittir. Fatiha Suresi 2. ayette “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” buyuruluyor. Fatır Suresi 10’da “İzzet bütünüyle Allah’ındır.” denirken, Müddessir Suresi 3. ayette de “Rabbini yücelt.” ifadesiyle, bu gerçek bir kez daha vurgulanıyor. Yani, Allah’tan başkasına paye vermek, O’nun hakkını başkasına taşımaktır.

Ne yazık ki tarih boyunca bu denge bozuldu. İnsanlar Allah’a yaklaşmak için aracılar uydurdu, liderleri kutsallaştırdı, bazılarını “seçilmiş” veya “velayet sahibi” ilan etti. Oysa Kur’an’ın bize tanıttığı Nebi, bir beşerdir. En’am Suresi 50. ayette, Nebi Muhammed’e şöyle söyletilir: “Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem; size, ben meleğim de demiyorum.” Yani o, ne doğaüstü bir varlıktır ne de gaybı bilen bir güç. O sadece Allah’ın kulu ve resulüdür (Âl-i İmran 3/144). Ahkaf 9’da “Ben kendime de size de bir zarar veya fayda sağlayamam.” diyerek bu gerçeği açıkça ifade eder. Araf 188’de de aynı mesaj tekrar edilir. Bu ayetler, Nebi’nin insanüstü bir konuma çıkarılmaması gerektiğini net biçimde ortaya koyar.

Nebi’nin bile kendi geleceğini bilmediği, münafıkların kim olduğunu dahi bilemediği (Tevbe 101), hatta kendisine bile zarar gelmesini önleyemediği açıkça bildiriliyor. Kehf 110’da ise Rabbimiz, “Ben de sizin gibi bir beşerim.” diyerek, onun konumunu tüm insanlara eşit bir temele oturtur. Onun mucizesi, parlayan bir el, gökten inen sofralar veya suyun yarılması değildir. Onun tek mucizesi, aklı aydınlatan, kalbi dirilten Kur’an’dır (İsra 59).

Burada dikkat etmemiz gereken şey şu: Allah, kitabını bize yeterli kılmıştır. Ancak zamanla insanlar, Allah’ın indirdiği kitabı anlamak yerine, başkalarının sözlerini “din” haline getirmiştir. “Şöyle bir hadis var” denilerek ayetlerin önüne geçen cümleler kurulmuş, böylece Allah’ın kelamı ikinci plana atılmıştır.

Oysa Kur’an, insanın doğrudan Allah’ı tanımasını ister. Hucurat 16’da “Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz?” denilerek, Allah’a din öğretmeye kalkan anlayışlar eleştirilir. Nebi’nin görevi tebliğdir; dini tamamlamak değil, ulaştırmaktır. Çünkü Allah Maide 3’te açıkça buyurur: “Bugün size dininizi tamamladım.” Bu noktadan sonra dine ekleme yapan herkes, aslında tamamlanmış bir yapıya kendi sözünü katmaya kalkışmıştır.

Şimdi bir düşün: Ebubekir, Ömer, Osman, Ali gibi sahabeler Kur’an’ı yeterli görüyordu. Onlar hadis derlemiyordu, çünkü vahiy ellerindeydi. Eğer Kur’an yeterli olmasaydı, Allah o dönemde hadisi de vahiy olarak yazdırırdı. Ama yazdırmadı. Hadislerin toplanması Nebi’den yaklaşık iki yüz yıl sonra gerçekleşti. Bu da şu soruyu akla getiriyor: O ilk nesil dini anlamadı mı da yüzyıllar sonra gelenler tamamladı?

Bazı insanlar “Buhari ve Müslim çökerse İslam çöker” diyebiliyor. Halbuki bu söz, Tevbe 31’de bahsedilen “Allah’ı bırakıp bilginlerini rabb edinmek” uyarısına birebir uyuyor. Çünkü böyle diyen, Allah’ın dinini insan kitaplarına bağlamış oluyor. Oysa İslam, Allah’a dayanır; hiçbir insana, hiçbir kaynağa bağımlı değildir.

Elbette dinin anlaşılması için çaba göstermek gerekir. Allah, düşünmeyi, akletmeyi, sorgulamayı emreder. Alimler bu çabanın bir sonucudur, ama hiçbir alim mutlak değildir. Kur’an’a uygun düşmeyen bir hadis, ne kadar “sahih” denilirse denilsin, kabul edilemez. Çünkü Allah’ın kelamı, hiçbir insan sözünün altına indirilemez. Rivayetlerin değeri, ancak Kur’an’la ölçülür.

Düşün bir kere, Kur’an’a göre hata yapmayan yalnızca Allah’tır. Adem hata yaptı, Yunus hata yaptı, Musa hata yaptı; bu onların nebiliğine zarar vermedi. Ama insanlar, Buhari’ye veya başka birine “hatasız” payesi veriyor. Bu ne büyük çelişki! Oysa Allah şöyle buyurur: “O halde hangi söze inanacaklar?” (Mürselat 50).

Sonuçta Allah’a verilen önem azaldıkça, din insanlara teslim olur. Din, Allah’tan gelen değil; insanların uydurduğu bir sisteme dönüşür. Kurtuluşun tek yolu, yeniden Kur’an’a dönmektir. Çünkü bizim gerçek rehberimiz, yolumuzu aydınlatan tek mucizemiz Kur’an’dır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com