Bak kardeşim, Kur’an’da Müşriklerden bahsederken, yaptıklarıyla bizim davranışlarımız arasında çok şaşırtıcı benzerlikler görüyoruz. Mesela Kur’an diyor ki, Müşrikler din adamlarına teslim olur, onların sözünden çıkmazlardı (9:31). Bugün biz ne yapıyoruz? En yakınımızda hangi “din adamını” bulursak, dini sorgulamadan, Allah’ın kitabını açmadan “uydum imama” diyoruz.
İnsanlar atalarından öğrendikleri dinin mutlak doğru olduğunu savunuyor (2:170). Ama bak kardeşim, kimse Kur’an’ı kendi dilinde anlamıyor. Dini miras gibi almışız ve atalar ne yapıyorsa ona devam ediyoruz. Hurafe de olsa, çoğu zaman fark etmiyoruz.
Müşrikler şefaatçi edinip ondan medet umarlardı (10:18). Biz de farklı değiliz; Kur’an’dan başka kaynaklar arıyoruz (10:15). İlmin yolunu değil de ilmihal, sözde hadis ve uydurma bilgilerle dolanıyoruz.
Müşrikler taşlayarak adam öldürmeyi severdi (18:19-20) ve aracı olmadan Allah’a bağlanmayı kabul etmezlerdi (7:70). Biz de araya şeyhler, kutuplar, gavslar koymadan Allah’a bağlanamıyoruz. Çoğumuz, Allah’ın kitabına iman ettiğimizi sanıyoruz. Oysa iman, kitaba güvenmek demek; onu anlayıp hayatımıza taşımak demek. İşte ancak o zaman Allah’a doğrudan bağlanmış oluruz.
Müşrikler mezhepler kurup kendi mezhebini hak ilan ederdi (30:32). Bugün ise dünya kadar mezhep var. Biz dört mezhebi “hak” sayıyoruz. Oysa Yüce Allah buyuruyor ki: “Benim yasam birdir, değişmez” (35:43). Ama biz dört değişik yasayla dini yaşamayı normal sanıyoruz.
Müşrikler insan öldürmeyi severdi. Kur’an ise diyor ki: “Bir insanı öldürmek, bütün kainattaki insanları öldürmek gibidir” (5:32). Ama biz, dinden döneni, Kur’an okuyup da sakalına jilet vuranı, namaz kılmayanı, zina edeni öldürün… Böyle bir zihniyete doğru kayabiliyoruz. Rabbim korusun.
Müşrikler kadercilerdi; kendi suçlarını Allah’a fatura ederlerdi (6:148). Biz de “takdiri ilahi” deyip kenara çekilebiliyoruz, felaketlerde bile harekete geçmek yerine pasif kalabiliyoruz.
Müşrikler ölülerden yardım isterdi (27:62). Bizim türbelerimiz de dolup boşalıyor. “Yetiş ya Abdulkadir Geylani!” demek şirktir. “Şefaat ya Resulullah!” demek de öyle. Muhammed, Allah’tan daha merhametli değildir.
Müşrikler kendi uydurduğu inançları Allah’ın emri sanırlardı (7:28). Emevîlerden Abbasilere, günümüze kadar Kur’an’a ters ama ona paralel kitaplarla din yaşanıyor. Biz de çoğu zaman Allah’ın emri sanıyoruz.
Müşrikler, Resulün sıradan yaşamasını beğenmezdi (25:7). Bugün de bazıları Resulü örnek aldığını söyleyip, kendisi lüks içinde, korumalarla, malikânelerde yaşıyor. Yani hikâye hâlâ aynı…
Müşrikler Allah’a yaklaşmak için aracı kullanırdı (39:3). Bizde de durum farklı değil; yetmiş kişiye şefaat edecekmiş, bir kişi bunu şeyhinden almış, falan filan… 🙂
Kardeşim, özetle, Müşriklerin yaptıklarıyla bizim yaptıklarımız arasında birçok benzerlik var. Dinimizi sorgulamadan yaşamak, atalarımızdan öğrendiğimiz inançları sorgulamadan kabul etmek, bizi onların yoluna sürüklüyor. Gerçek iman, Allah’a ve O’nun kitabına güvenmekle, bu güveni hayatımıza taşımakla olur.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com
Yazı gezinmesi
Aydın Orhon, 1953 yılında Çorum'da doğmuştur. 1975 yılından bu yana yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir. Hayatının önemli bir bölümünü iş dünyasında geçirmiş, bunun yanında Kur’an üzerine araştırma ve incelemelerini kesintisiz olarak sürdürmüştür. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu olan Orhon, eğitim alanında meslek hayatına devam etmemiştir. Bunun yerine özel sektörde çeşitli görevler üstlenmiş; farklı şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır. İş hayatı boyunca edindiği tecrübe ve birikimi, hayatın farklı alanlarında değerlendirme imkânı bulmuştur. Aydın Orhon kendisini bir yazar veya din âliminden çok, Allah’ın kitabını anlamaya ve yaşamaya çalışan bir Kur’an talebesi olarak tanımlamaktadır. Uzun yıllardır Kur’an’ın mesajını, kavramlarını ve insan hayatına yönelik çağrısını araştırmakta; elde ettiği sonuçları yazıları ve kitapları aracılığıyla okuyucularla paylaşmaktadır. Özellikle son yıllarda çalışmalarını yoğunlaştıran Orhon, Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılması gerektiği düşüncesi üzerinde durmaktadır. Ona göre insanların inançlarını, geleneklerini ve din anlayışlarını Allah’ın kitabı ışığında yeniden değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kaleme aldığı eserlerinde okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve Kur’an üzerinde doğrudan tefekkür etmeye davet etmektedir. Hakikat Serisi’nin ilk kitabı olan “İnandığın Din Kimin?” yayımlanmıştır. Bu eser, inanç ve din anlayışının kaynağını Kur’an merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Allah izin verirse, Hakikat Serisi yeni kitaplarla devam edecek; Kur’an’ın mesajını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar okuyucuyla buluşmayı sürdürecektir. Aydın Orhon, bugün de çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte; araştırma, inceleme ve yazım faaliyetlerini sürdürmektedir.