Nebi Muhammed’in vefatından sonra Müslüman toplumu büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldı. Artık ne vahiy geliyordu ne de nebi aralarındaydı. Herkesin aklında aynı soru vardı: “Peki, şimdi kim rehber olacak? Dinin ölçüsünü kim belirleyecek?” İşte tam bu noktada halifelik dönemi başladı.
İlk dört halife dönemi, hem inanç hem de yönetim açısından çok hassas bir süreçti:
- Ebu Bekir: 2 yıl (632–634)
- Ömer: 10 yıl (634–644)
- Osman: 12 yıl (644–656)
- Ali: 6 yıl (656–661)
Bu yaklaşık 30 yıllık dönemde Kur’an, toplumun ana kaynağı olarak görülüyordu. Ancak siyasi çekişmeler ve kabile kavgaları arttıkça, Kur’an’ın dışındaki sözlere yöneliş de başladı. İşte bu yöneliş, zamanla “hadis” adını alacak olan rivayet kültürünün ilk adımıydı.
Emeviler döneminde (661–750) din artık bir yönetim aracına dönüşmeye başladı. İktidar, kendi otoritesini meşrulaştırmak için Nebi’nin ağzından sözler uydurulmasına göz yumdu. Bazı gruplar, kendi mezheplerini güçlendirmek için hadisler uyduruyor, hatta “Kim Nebi’ye bir hadis isnat ederse, cennette şöyle şöyle mükâfat alır” türü söylentilerle insanları teşvik ediyordu. Yani hadis, siyasetle, çıkarla ve mezheple iç içe geçmişti.
Aradan iki buçuk asır geçti. Artık Nebi’nin yaşadığı dönemi bilen hiç kimse hayatta değildi. Sözler ağızdan ağıza, nesilden nesile aktarıldı. İşte tam bu dönemde bazı âlimler “Bu iş karıştı, bari biz doğru olanları toplayalım” diyerek hadis derlemeye başladı. Ama kardeşim, düşün bir: Nebi’nin ölümünden 250 yıl sonra duyulan bir sözü, “bizzat Nebi söyledi” diye yazmak, ne kadar sağlam olabilir?
Hadis derleyenlerin başında İmam Buhari (810–870) gelir. Buhara’da doğdu, Mekke ve Medine’ye kadar dolaştı, yaklaşık 600 bin rivayet topladığı söylenir. Fakat bu rivayetlerin sadece yaklaşık 7 binini kitabına aldı. Yani 593 bini kendince “uydurma” saydı. Bu, aslında hadis geleneğinin güvenilir olmadığını bizzat Buhari’nin kendisinin itirafıdır. Aynı dönemde Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve İbn Mace gibi isimler de benzer derlemeler yaptı. Ancak dikkat et: Bu altı kişinin hiçbiri Arap değil; hepsi İran, Buhara, Horasan ve çevresinde yaşayan kimselerdi. Yani dinin merkezi Arabistan’dı ama dinin anlatımı Arap olmayanlarca kaleme alındı.
Rivayet zincirine, yani “isnad” sistemine gelelim. Her hadis “falan, filandan duymuş” zinciriyle aktarılır. Ancak bu zincirlerde kopukluklar, çelişkiler ve farklı varyantlar çoktur. Bazı hadisler aynı konuyu anlatır ama birbirini yalanlar. Çünkü her halkada biri biraz eklemiş, biri biraz eksiltmiş, biri de kendi yorumunu katmıştır. Bu yüzden Allah “Zan, hakikatin yerini tutmaz” (Necm 53/28) buyurur. Zira hadis dediğimiz şeylerin çoğu zana dayanır; yani kesin bilgi değildir.
Kur’an ise bunun tam tersidir: “Bu Kitap, kendisinde şüphe olmayan kitaptır” (Bakara 2/2). Allah zaten “Bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” (En‘âm 6/38) diyerek sınırları çizmiştir. O hâlde bir Müslüman, iki buçuk asır sonra yazılmış sözleri değil, Allah’ın eksiksiz kitabını temel almalıdır.
Kardeşim, burada aklımızı devreye sokmazsak hurafeler, mezhepler, uydurmalar kolayca hayatımıza sızar. Bugün biri “şu hadis şöyle diyor” dediğinde, aslında 200 yıl sonrasının bir yorumunu aktarıyor olabilir. Bu, tıpkı Nebi’nin yazdığı bir mektubun kaybolması, sonra da yüzyıllar sonra birinin “ben onun ne yazdığını duydum” demesi gibidir. Hangisine güvenirsin? Elbette orijinaline, yani Kur’an’a.
O yüzden kardeşim, Kur’an’a dönmek, Allah’ın vahyine sadık kalmak en güvenli yoldur. Çünkü Allah “Ayetlerimi size açıklamak bana düşer” (Kıyamet 75/19) der. Açıklama Allah’a aittir, insanlara değil. Bizim görevimiz, rivayetlerin içinde kaybolmak değil; Kur’an’ın ışığında ayakta kalmaktır.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com
Yazı gezinmesi
Aydın Orhon, 1953 yılında Çorum'da doğmuştur. 1975 yılından bu yana yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir. Hayatının önemli bir bölümünü iş dünyasında geçirmiş, bunun yanında Kur’an üzerine araştırma ve incelemelerini kesintisiz olarak sürdürmüştür. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu olan Orhon, eğitim alanında meslek hayatına devam etmemiştir. Bunun yerine özel sektörde çeşitli görevler üstlenmiş; farklı şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır. İş hayatı boyunca edindiği tecrübe ve birikimi, hayatın farklı alanlarında değerlendirme imkânı bulmuştur. Aydın Orhon kendisini bir yazar veya din âliminden çok, Allah’ın kitabını anlamaya ve yaşamaya çalışan bir Kur’an talebesi olarak tanımlamaktadır. Uzun yıllardır Kur’an’ın mesajını, kavramlarını ve insan hayatına yönelik çağrısını araştırmakta; elde ettiği sonuçları yazıları ve kitapları aracılığıyla okuyucularla paylaşmaktadır. Özellikle son yıllarda çalışmalarını yoğunlaştıran Orhon, Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılması gerektiği düşüncesi üzerinde durmaktadır. Ona göre insanların inançlarını, geleneklerini ve din anlayışlarını Allah’ın kitabı ışığında yeniden değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kaleme aldığı eserlerinde okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve Kur’an üzerinde doğrudan tefekkür etmeye davet etmektedir. Hakikat Serisi’nin ilk kitabı olan “İnandığın Din Kimin?” yayımlanmıştır. Bu eser, inanç ve din anlayışının kaynağını Kur’an merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Allah izin verirse, Hakikat Serisi yeni kitaplarla devam edecek; Kur’an’ın mesajını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar okuyucuyla buluşmayı sürdürecektir. Aydın Orhon, bugün de çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte; araştırma, inceleme ve yazım faaliyetlerini sürdürmektedir.